Giriş

Giriş

Murat ATAKA

Murat ATAKA (19)

 



Salı, 17 Temmuz 2012 17:31

KÖY ODASI

Yazan

 

Değerli Dernek Başkanmızı ve ekibini öncelikle tebrik ediyorum. Gerçekten köy odası gibi güzel bir çalışmanın eserin ortaya çıkması beni olduğu kadar köylülerimizinde beğenisini almıştır. Yer olarakta oldukca mantıklı ve akılcıl davranılarak güzel bir yer seçilmiş. Çevremize baktığımızda köy olarak bir çok ilklere adım atmaktayız. Çevremizdeki bir çok köyün ve beldenin böyle  bir odası yok. Umarım bu çalışmalar onlarada örnek teşkil eder. Sayın muhtarımız Abdullah HAFIZOĞLU olsun Sayın Dernek Başkanımız Ahmet BEBE olsun gerçekten tebrik edilmesi gereken başarılı kişiler. Asfalt çalışması bu yaz ilk kez bizim köyümüzde gerçekleşti ve böyle bir oda ilk kez bizim köyümüzde hizmete sunuldu. Bu başarılı çalışmalar oldukca özveri gerektiriyor bu özverili çalışmalar büyük çaba istiyor ve tabiki büyük destek gerektiriyor. Destek olma konusunda umaraım hepimiz taşın altına elimizi koyarız. Bizlerin desteği olduğu sürece ortaya bir güç çıkacak ve bu güçle daha çok ilkler gerçekleşir düşüncesi ve temennisindeyim. Haftanın her günü olmasada bazı günlerinde bu odada sohbet ve muhabbet ortamı tertiplenebilir, sünnet ve mevlüt daveti yapılabilir, gurbetteki köylülerimiz ile köydeki kardeşlerimiz bir araya gelip hasret giderebileceği  güzel  faydalı bir ortam oldu köy odası. Ben açıkcası gurur duyuyorum sayın başkanımızla. Hizmete sunduğu gün kendisinin ve ekibinin yol yorgunluğu demeden temizliğinde olsun tertip düzeninde olsun el emeğine şahit oldum.Son olarak tüm köylülerimize bu odanın hayırlı olmasını diliyorum sağlıcakla kalın HOŞÇAKALIN.....

Pazartesi, 05 Mart 2012 16:56

ALTI YAŞINDAYIZ

Yazan

yaprak_139564_copy_copyDeğerli ziyaretciler öncelikle hepinize selam ediyor saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

 

www.fatsagolkoy.com olarak altıncı yaşımıza girmiş bulunmaktayız. Birlik beraberliği, özlem duygularını hafifletmeyi, arkadaşlık hemşehrilik ve dostluk duygularını pekiştirmeyi amaçladığımız bu sitemizde altı yıldır hizmet vermenin gurur ve sevinci içindeyiz

.

Bizlerin bu siteden maddi bir kazancı yoktur olamaz çünkü bizlerin kazanç amacımız maneviyattır.

 

Sitemizle ilgili maddi giderler husunda çok sıkıntıda kalmadıkca hiç bir kimseden para talebinde bulunulmadı sıkıntılarda  bulunduğumuzdada gerekli yardımı alamadık. Bu sebeble maddi sıkıntılarımızı bizler siteyi kuran ve yönetenler olarak çözdük çözmeye çalışıyoruz. 

 

Bizler dediğimiz gibi maddiyat için değil maneviyat için varız.Allahın ve sizlerin rızasını kazanmak, birbirimizi sevmek saymak, gerektiğinde bir yumruk olmak, birbirimizle gurur duymak için varız.

 

“Yüce Allah bir kulunu severse “Cebrâil aleyhisselam'a Allah Teâlâ falanı seviyor, sen de onu sev” buyurur. Bunun üzerine Cebrâil aleyhisselamda onu sever. Cebrail aleyhisselamda şöyle seslenir (Ey melekler) Allah (c.c) falanı seviyor sizde onu seviniz, der. Bu ilan üzerine semâ halkı da o kimseyi sever. Sonra onun sevgisinin kabulü yerdekilerin yani insanların  kalplerine konulur”

 

Bizler önce Yüce Allahın sonra sizlerin sevgisine talibiz.Bu sevgi ortamı oluşsun diye çalışıyoruz hizmet veriyoruz emek sarfediyoruz. Sizlerin sevgisine mashar olmuşsak Allahında sevdiği kul olmuşuz demektir. Tabi bu hizmetler zaman zaman sevgi olarak değil sitem ve şikayet olarak dönüyor yalnış anlaşılıyoruz kızmıyoruz ama üzülüyoruz.

 

Ama siyete giren ziyaretci  sayısını ve çevremizden aldığımız olumlu yorumları duaları görüncede amacımıza ulaşmanın mutluluğunu ve gururunu tadıyoruz.

 

Sitemizle çevremizdeki birçok köy ve beldeye örnek teşkil ediyoruz. Çevremizdeki bir çok köy ve beldeden bu hususta olumlu görüşler alıyor tebrik ediliyoruz.

 

Haberlerin yapılması yayımlanması hususunda habere konu olan kişi ve kurumların yıpratılmaması hususunda titiz davranıyoruz. Her haberi haber yaparak yayımlayarak  kişileri ve köyümüzü yıpratmıyoruz. Çünkü bizler yıkmak için değil yapmak için varız bunun için çalışıyoruz.  

 

Fotoğrafların yüklenmesi hususunda  ziyaretcilerimize olanak kıldık. Sitemize üye olan herkes şifresiyle giriş yaparak ücretsiz  fotoğraf yükleyebiliyor ziyaretci defterine görüşlerini yazabiliyor. Ayrıca sitemize yüklenen fotoğraf ve haberlerin  izlenmesinde  sınırlama kısıtlama yapmadık herkes bu haberleri okuyabiliyor fotoğraf ve videoları izleyebiliyor.

 

Sözlerimi fazla uzatıp sıkmak istemiyorum. Birlik ve beraberlik dolu, her yıl bir öncekinden daha huzurlu ve mutlu daha kuvvetli dostluk ve arkadaşlık dileklerimle hoşçakalın. 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 19 Aralık 2011 11:09

MEMLEKETİM

Yazan

Merhaba değerli dostlar değerli  ziyaretçilerimiz.

 

Hürmet ve saygı ile  büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin gözlerinden  öperiz.

 

sizleri dilimizin döndüğü kalemimizin yazdığınca biraz geçmişe götürmek geçmişi hatırlatmak istedim bu köşe yazımda.

 

“Havasına suyuna taşına toprağına

Bin can feda bir tek dostuma

Her köşesi cennetim ezilir yanar içim

Bir başkadır benim memleketim “             

demiş yazar  nede güzel demiş.

 

Dünyanın en şöhretli saray ve salonlarının en lüks yemeklerini hiçbir zaman değişmem memleket yemeklerine,

EKMEKEn modern pastanelerin ürünleri,  köyümün  böreği  çöreği mısır ekmeği kadar  lezzetli değildir benim için,  

Çorbasındaki, çöreğindeki tereyağındaki  tadı ve lezzeti hiçbir yerde bulamam; onlarda  memleket kokusu vardır

Yeryüzünde dedelerimizin ninelerimizin analarımızın babalarımızın yaşadığı  büyüdüğü topraklar gibi mukaddes ve değerli ikinci bir varlık yoktur. 

Onun için hiçbir zaman yolu taşlı,  toprağı dikenli ısırganlı  verimsiz  demeyin onun kokusunun olduğu her yer nede güzeldir.

 

  ibrik_copybesikmanevi-deger-1

  Yağmurun yağmasıyla başlayan toprak kokusunu  yaz gelince açan çiçeklerin kokusunu   değirmendeki mısır ununun,  kuzunenin gözünden çıkarılan mısır ekmeğinin kokusunu  lahana fasulye pırasa galduruk turşusunun kokusunu, çoğumuz artık tadamaz olduk değimli. Sobanın üstünde hayvanlara kaynayan yalın kokusunun bile bi ayrı güzelliği vardı. Kaynayan ibriklerden gelen ıslık sesleri tavuk cücük köpek sesleri,   kapıdaki yol kenarındaki puvardan akan su sesleri  nede güzeldi. Şimdi şehirlerde bu sesler yok, suyuda parayla alıyoruz, köpeği kediyide  çoğu elinde  aksesuar gibi  gezdirir oldu.

Biz insanlar hep  kaybedince anlarız bazı şeylerin değerini. Bizleri yetiştiren atalarımız analarımız babalarımız  sağlığında pek sık gelmez aklımıza  ama yokluğunda dolduramaz onların hiçbir şey yerini.

resim4907

 Oysa Anne baba ağladığı zaman yürekten ağlar, gönülden ağlar, yüreği cayır cayır yanar, hep ızdırap yudumlar.  

Yavrusu için, bir ömür boyu gözleri çağlayan hâline gelir. 

Anne; oğlu okula gider ağlar, askere gider ağlar, hasta olur ağlar, kızı gelin gider ağlar, bir mektup gelir ağlar. 

Ağlamadığı bir an yoktur

Gözleri  doğuştan görmeyen  bir genç duygularını şöyle dile getirir:

‘’’’’’’’’’’Duydum ki, dünya çok güzelmiş;

Gündüzü aydınlatan güneş, geceyi aydınlatan ay ve yıldızlar, masmavi denizler, gökyüzü ve dağlar, bahar geldiği zaman renk renk çiçekler, lâleler, güller, menekşeler, çayır ve çimenler, her şey çok güzel olur, seyrine doyum olmazmış.

Güneş doğarken ve batarken dünyayı ayrı bir güzellik sararmış. 

Koyunlar, kuzular, cıvıl cıvıl öten kuşlar güzellik senfonisine ayrı bir renk katarmış

Ama ben anlatılan bu güzelliklerin hiç birini görmedim, hep kendi karanlık dünyamda yaşadım.  

Üzülmüyorum ve şikâyetçi de değilim. 

Ancak yüreğimi yakan tek şey; şu gözlerimle anneciğimi babacığımı  bir kere görseydim, onları seyredebilseydim. 

Başka şeyleri göremediğim için gam yemem, fakat illâ annem, illâ annem. 

Onu görmeyi, doya doya seyretmeyi çok isterdim. 

Beni dokuz ay karnında taşıyan annemi, dizlerine yatıp uyuduğum, şefkatli elleriyle saçlarımı okşayan, beşiğimi sallayıp ninniler söyleyen, benim için gülüp, benim için ağlayan, yavrum-kuzum diyen annemi ne çok görmek isterdim.’’’’’’’’’

 

Bizler de  yokluğunda isteyeceğiz bunları ama artık çok geç olacak. Oysa onları sık sık aramak konuşmak ,  uzaklarda olsak da üç ayda beş ayda bayramdan bayrama yanlarına gitmek onların gönüllerini  ve dualarını almak bu kadar zormudur. Hep dünya işine kaptırmışız kendimizi kendimize göre plan yapmışız onların bu planın içinde olmaya hakkı yokmu değerli ziyaretciler.

 

imagesCAVB0AF1ah1

 Memleketim memleketim memleketim ne kasketim kaldı nede taşlı yollarında eskiyen kara lastiğim. yine cisil cisil mi yağıyor yağmur uzun yollarının  taşlarına, tavada cısır cısır öten tereyağının kokusuna hasret kaldık.

Sabahları kuş sesleriyle uyanmak  ramazanda eş dostla iftar açmak yolda rastladığımız bir köylünün muhabbeti nede güzel nede farklıydı.

index.jphhgEskiden söylenen yöremize ait kelimler,  atlar eşekler  cuvullar höbeklerde yok şimdi. Ne eskisi gibi düğün nişan oluyor nede eş dost ziyareti.

 

ahsapevAhşap evledeki uykudan aldığınız hazzı tadı rahatlığı aramayın bulamazsınız beton yuvalarınızda. Kapılarından  döşemelerinden  gelen gıcırtılar  olsada ne güzeldi. Sabahları başlardı kuş horoz   yayık cıvıl cıvıl çocuk sesleri mısır ekmeğinin tuşu kavurmasının  kokusu. Yeşilin her tonunu barındıran güzel memleketim ruzgar estikçe ağaçlarındaki yaprakdan gelen fısıldamalar ahşap evimizin dörtbir köşesinden gelen rüzgar  ıslıkları  ninni gibiydi. Şimdi beton yuvalarınızda televizyonunuzun herhangi bir kanalında  aramayın bulamazsınız bu sesleri bu görüntüleri

Çeşit çeşit meyveleri gübre atmadan yetişen sebzesi kuzunenin  gözünden çıkan kabağı  patatesi kestanesi bir başkadır memleketimin.

 

haber-5qjnH9O8SzT8

 

 

 Yazın çekilen  kışın coşan suları, kar yağınca kapanan yolları, güneş açınca çözülen saçalardaki buzları, ilk baharda bir başka açan çiçekleri yaprakları sonra beliren   meyvelerin tomurcuklarını  sonrasında elinde teneke sebet fındık toplamaya giden insanları,  patozdan  çıkan mahsülü görünce insanların yüzündeki mutluluğu tebessümü,   sonbaharda bir başka dökülen yaprakları  turşu yapan bal konserve  yapan anaları  höbek  yuvan odun yapan  babaları unutmadınız değimli?

Unutamazsınız  onlar nede güzel anılardır onlar nede tatlı rüyalardır birlik beraberlik içinde geçmişimizi unutmadan o güzel anılarla huzurlu mutlu yaşamanız dileğiyle hoşçakalın sağlıcakla kalın.

 Son olarak size yöresel kelimelerimizden bazılarını yzmak istiyorum

YÖRESEL KELİMELERDEN BAZILARI

Fıraktu : ev önündeki çit

Güğüm : su taşıma kabı

Grebi : kesici alet

Göcek : kap

Çit : mısır koymak için örülmüş çalılar

Puar : pınar

Gıran : otlak çayırlık alan

Böce : fasulye

Sekmen – kütmek : tabure

Hışır : eski

Alamuk : bunaltıcı nemli hava

Mıh : çivi

Gıcı : kız arkadaş

Gı : kız

Avlo : ev avlusu

Kesmük : meyvenin yendikten sonra kalan kısmı

Pıtlak : patlamış mısır

Gostil : patates

Kevük : mısırın ufalandıktan sonra kalan kısmı

Kavruk : mısır sapı

Kemre : gübre

Fışkı : dışkı

Okarı : yukarı

Kabçuk : fındığı ayıkladıktan sonra kalan kısımı

Ferik :büyümekte olan dişi civciv

Filiz : büyümekte olan erkek civciv

Gürk : kuluçkaya yatan tavuk

Eyin : giysi

Güccük : küçük

Pey : duvar( set)

Übrük : ibrik

Yal : hayvan yiyeceği

Gönemek : içi çürümek veya aşırı ballanmış

Göv : mavi

Çıto : kaburga

Ecük : azıcık

Aşam : akşam

Cücük : civciv

Cuvul : mısır destesi

Çıtlak :kıvılcım

Fısıradak : herhangi birşeyin yerine rahatca olması

Böön :bugün

Gömgöv :yemyeşil

Pontul : pantalon

Böcük : böcek

Göden : kurbağa

Hey : heybe

Gouz : aralik, kapiyi gouz birak mesela...

Terek : raf

Irganamıyom :kıpırdayamıyorum

Hılma hışır : çok eski

Tekil tıkmak : takla atma

Gocuk : kaban, palto, mont

Çimmek : duş almak

Heç : hiç

Meh : al,buyur

Girebi :küçük burunlu nacak

Gabcuk böce :kurutulmuş fasülye

Eynini geymek : üzerini giyinmek

Bıldır :geçen sene

Abrul :nisan ayı

Ahır :son

Tıkıl :yuvarlak

Tıstıkıl :yusyuvarlak

Ayuk :artık

Haçan :ne çabuk

Daklaşma :sataşma

Peşkir :havlu

Özker :rüzgar

Buymak :üşümek

Fene has :güzel

Avkuru :yan

Yavan :tatsız tutsuz

Çor :tuzu çok

Cızlavat :lastik ayakkabı

Sömelek  : ağır hareket eden

Yel : rüzgar

Cıvık : sulu

Yoka :derin olmayan

Göden : kurbağa

Höl : ıslak

Alaf : hayvan yiyeceği

Mehni: hayvanların yem yediği yer

Gobca : düğme

Gücük ayı : şubat

Orak ayı : ocak

Kömüş: manda

Yaloo: alev

Yennik : hafif

Zeheri : aralık ayı

Cüss : dur

Çor : tuzlu

Holluk : tavukların yumurtlama yeri

Boyunduruk : koşu hayvanların boğazına yük taşımak için konulan ağaç

Sini : sofra

Evvel : önce

 

Salı, 29 Kasım 2011 15:28

BİR KAÇ METRE KEFEN

Yazan
Adamın biri oğluna; “Senden iki isteğim var, birincisi, öldüğüm zaman ayağımın birine eski bir çorap

giydirmeyi ihmal etme. İkincisi ise şu ağzı kapalı mektubu beni defnedinceye kadar açma, defnettikten

sonra aç oku” diye vasiyette bulundu. Zaman geldi adam öldü. Kefeni saracağı zaman, oğlu babasının

vasiyetini arz ederek, “Babama mutlaka bir eski çorap giydireceğiz” dedi. İmam, “Olmaz, dinimize göre

ölü kefenden başka bir şeyle gömülmez” dedi. Çocuk ısrar etti, ama fayda vermedi. Definden sonra oğlu

babasının bıraktığı mektubu okumaya başladı:

“Oğlum! Görüyorsun ya, o kadar malım mülküm olduğu halde, bir eski çorabı bile beraber götüremedim.

Elbette bir gün sen de benim gibi öleceksin. Sana da birkaç metre kefenden başka bir şey vermeyecekler.

Sana bıraktığım malı, iyi harca, sarf edeceğin yerleri iyi seç. Beş vakit namazını ve diğer ibadetlerini sakın

aksatma, dinde bildirildiği şekliyle tam yap. Çünkü senin kabre götüreceğin amelinden başka bir şey değildir.”
Salı, 23 Ağustos 2011 16:43

HALİL İBRAHİM BEREKETİ

Yazan
 
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.

Büyüğü Halil.

Küçüğü ise İbrahim......
...
Halil, evli çocuklu.

İbrahim ise bekârmış...

Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...

Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.

Bununla geçinip giderlermiş...

Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.

İkiye ayırmışlar.

İş kalmış taşımaya.

Halil, bir teklif yapmış :

İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.

Peki, abi demiş İbrahim...

Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .

O gidince, düşünmüş İbrahim:

Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine

Böyle demiş ve

Kendi payından bir miktar atmış onunkine...

Az sonra Halil çıkagelmiş.

Haydi İbrahim. De miş, önce sen doldur da taşı ambara.

Peki abi.

İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.

O gidince, Halil düşünür bu defa:

Der ki:

Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.

Ama kardeşim bekâr.

O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.

Böyle düşünerek,

Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.

Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.

Bu, böyle sürüp gider.

Ama birbirlerinden habersizdirler.

Nihayet akşam olur.

Karanlık basar.

Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.

Hatta azalmıyor bile.

Hak teala bu hali çok beğenir.

Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...

Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.

Şaşarlar bu işe...

Aksine çoğalır buğdayları.

Dolar taşar ambarları.

Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.

Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidir...

Pazartesi, 27 Haziran 2011 20:11

MÜBAREK 3 AYLAR

Yazan
Dünya geçici zevklerin uğrak yeridir ve bir aldanıştan ibarettir. Burada ruhlar ancak manevi hissiyatla doyar, yeşerir ve hayat bulur. Makyevelist düşünceyle hareket edenler dünyanın yükünü sırtında taşıyan çağdaş hamallardır. Onların huzur bulması katiyen mümkün değildir. Çünkü gittikleri yok çıkmaz sokaktır.

Rabbimiz biz kullarını sınamak için yeryüzüne göndermiştir. Her hal ve hareketimiz mercek altındadır. Yaptıklarımızı inkâr etme ihtimalimiz yoktur. Amellerimiz her gün manevî bir cihazla kayda alınmaktadır. Bunlar vakti gelince adeta bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçirilecektir. Yüce Allah Zilzal Suresi’nde kıyametin dehşetini anlattıktan sonra görülecek hesapla ilgili olarak şöyle buyuruyor: “Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür.”(Zilzal 99/7–8)

Müslümanlar için rahmet ve bereket ayları olan üç aylar adeta sevap hasat mevsimidir. Recep, Şaban ve Ramazan diye peşpeşe sıralanan bu aylarda çok mübarek geceler de mevcuttur. Bu aylar içerisinde bulunan Regaip, Miraç, Berat ve Kadir geceleri maneviyat ikliminde alabildiğine soluklandığımız mukaddes zaman dilimleridir. Regaip gecesi, Recep ayının ilk cuma gecesine, Miraç gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine, Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesine, Kadir gecesi ise Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rastlar. Fakat Kadir gecesinin tam vakti ihtilaflıdır. Sevgili Peygamberimiz, bu aylarda her zamankinden daha çok ibadet eder ve “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını hakkımızda hayırlı kıl, bizi Ramazan ayına kavuştur.” diye dua ederdi.

Dünyaya geliş gayesini hakkıyla idrak edemeyen insanlık, gece gün demeden dünyalık biriktiriyor. Bir evi varsa ikincisini elde etmenin uğraşı içerisine giriyor. Arabası olmayan araba almaya, arabası olan modelini yükseltmeye çalışıyor. Kimsenin öteki dünyayı düşündüğü yok. Günlerimiz maddenin cenderesinde geçiyor. Ruhlarımız alabildiğine kirlenmiş; Kur’an ahkâmı rafa kaldırılmış… Böylesine kurak bir manevi mevsim yaşıyoruz.

İç dünyamızın derin yaralar aldığı, her şeyin zahire göre hükmedildiği böyle bir dünyada yüce duyguların barınmasını beklemek fazla iyimserlik olur. Üç aylar ruhların kuraklaştığı ve çoraklaştığı dönemlerde berrak bir su misali buraları yeşertir, hayat verir. Yeter ki bu güzide zaman dilimini manasına uygun olarak değerlendirelim.

Recep ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazanı karşılayan aylar olup Ramazan ayının müjdecisidir. Resulüllah (SAV) bir hadis-i şerifinde; “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır” buyurmuştur. Bunun yanında Mısır’da yetişen büyük velilerden Zünnun-i Mısri de üç aylarla ilgili şu güzel teşbihi yapıyor: “Recep tohum ekme, şaban sulama, ramazan ise hasat ayıdır.”

Sevapların bire on, günahların ise miktarınca yazıldığı bu nurlu vakitlerde malayani işlerle zamanımızı öldürmemeliyiz. Çünkü gelecek yılın üç aylarına erişip erişemeyeceğimiz şüphelidir. Onun için anın kıymetini bilip ihya etmeliyiz. Hiç kimsenin yarına sağ salim çıkacağına dair seneti yoktur. Aslında yarın diye bir şey yoktur.

Üç aylar sair zamanlara göre çok daha renkli ve bereketlidir. Bu aylarda sanki maneviyat seferberliği düzenlenir. Uhrevi derinlik hat safhaya ulaşır. Müslümanlara yitirilmiş cennetin kapıları ardına kadar açılır. Fakat bu kapıdan geçebilmek ancak kulluk vazifelerinin layıkıyla yapılmasıyla mümkündür. Kapı geniş olsa da günahlar sırtımıza yüklenmişse bunlarla o kapıdan geçemeyiz. Ancak imanî ve insanî değerlerin atmosferinde soluklananların kuş gibi hafif olan ruhları ve tenleri cennet kapısından girmeye layıktır.

Üç aylar bir yıllık zamanın üç altın dilimi sayılır. Körleşen ve sağırlaşan hayatlar bu aylarda rayına oturur. Yıl boyunca Cumalar hariç kimsenin pek uğramadığı, cemaatin tek saf bile oluşturamadığı kutlu mekânlarımız olan camiler bu aylarda müminlerle dolup taşmaya başlar. Hele Ramazan gelince camilerde yer bulmakta zorlanırsınız. Kadını erkeği, çocuğu yaşlısı safları doldurur. Yüreklerimizde adeta manevi bir seferberlik başlar. Minarelerdeki mahyalar içimizdeki karanlıkları aydınlatır. Bedbinlik ve karamsarlık yerini nikbinliğe ve taptaze ümitlere bırakır. Hayat ancak bu güzel zaman diliminde anlamını bulur.

Üç aylar girince geçmişin muhasebesini yapmalı, geleceğe iman ve ihlâsla şekil verilmelidir. Yaratılış gayesi düşünüp ona göre yaşanmalıdır. Bu ayların feyiz ve bereketinden azami derecede yararlanılmalıdır. Üç ayların Türk-İslam âlemine hayırlar getirmesini yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Ne mutlu bu günlerde Hakk’a ve hakikate uygun yaşayanlara! ...


Pazartesi, 28 Şubat 2011 10:07

ÖNLEMİNİZİ ALIN

Yazan

İlk başta şunu belirtemek isityorum köyümüzde hırsızlık vakasının yaşanması bir çoğumuzu üzdüğü gibi ihmalkarlıklarımızıda ortaya çıkarmıştır. Son zamanlarda et fiyatlarındaki artması ile hırsızların bu yöne meillenmesi gayet doğaldır. Hepimizin acilen önlem alması gerekmektedir. İlk etapta bir hırsız gibi düşünürek olası hırsızlıklara karşı nasıl önlem alınır bunu düşünmemiz lazım. Çoğumuz ahırın kapısına kilit vurmuyoruz eskisi gibi köpek taşımıyoruz. İlk başta ahır kapılarına kilit vurulabilir,  5,00 tl ile 25,00 tl arası  basit alrm kitleri  var onlardan alıp kapılara takılkabilir, köpek beslenebilir.Ayrıca köy içinde gece gezen aracların plakalarını bir yere not ederek olası hırsızlık durumunda hırsızların yakalanmasında rol alabilirsiniz. Hırsızlaklarla önlem sadece ahırlarla kalmamalı diğer araç ekipman ve eşyalarınızlada ilgli önlem almalısınız. Hırsızların yöenldiği bi r konum ise lombardin hırsılığıdır. Özellikle bunlarla ilgilide önlem almak şarttır. Ot motorunuzu, ilaç ve ağaç motorlarınızı lombardini araçlarınızı koyabileceğiniz kapalı garaj yapabilirsiniz kilitleyebilirsiniz. Evde Fındık ve diğer önemli araç gereçlerini bulunduruyorsanız  bunları en yakın komşularınızdan dahi saklayınız. Herkez sizin gibi iyi niyetli olmayabilir. İlk etaptada belirttiğim gibi bir hırsız gibi düşünün ve önleminizi ona göre alın. Allahtan temennimiz ilk ve son olumasıdır.

Cumartesi, 24 Temmuz 2010 16:21

MEMLEKET

Yazan
Memleket, bin yıldan bu yana dökülen kanların suladığı toprak.
Memleket, bazen sığnak, bazen başak, bazen yeşil bir yaprak.
Memleket, son umut, son sevda, son nefes, son dokunuş, son durak.
Memleket, vaz geçilmez istek, vaz geçilmez güç, vaz geçilmez uğrak.

Memleket, ışığıyla ışıklandığım, yoluna can verdiğim, deryasına daldığım..
Memleket, türkü türkü sevdalandığım, güzelliğine şiir şiir ilham aldığım
Memleket, yudumlayıp kandığım, yağmurum, yaratan adına secde kıldığım.
Memleket, bir gök taşı gibi gelip göksüne hiddetle, şiddetle çakıldığım.
Perşembe, 08 Temmuz 2010 17:01

MİRAÇ KANDİLİNİN ANLAM VE ÖNEMİ

Yazan

MİRAÇ KANDİLİ

kandilbd2Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.
Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır:

“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)

Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle' anlatılır:

“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)

Miraç nasıl oldu?
Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.
Bir rivayette Hz. İsa'nın doğduğu yer olan Betlaham'a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.

Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü'l-müntehâ'ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti.
Hz. Cebrail'in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.
Süleyman Çelebi'nin dediği gibi

“Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti” İnşaallah...

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “50 vakit namaz” buyurdu.

Hz. Musa'nın, “Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.

Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail'in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke'ye döndü.

Sabah olunca Kabe'nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.

Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya uğradığını anlatınca Kureyşliler, “Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ'yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize soru yönelttiler.

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:
“Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”

Bunun üzerine müşrikler:
“Vallahi dos doğru tarif ettin” dediler, ama yine de iman etmediler.

O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk, tereddütsüz inanan” ünvanını aldı.

Peygamberimiz neden mirac’a çıktı?
Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz'i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz'i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.

Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi'râcin bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.

Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi...

Peygamberimiz, Allah ile nasıl görüşebilir?
Soru: “Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi ne demektir?”

Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O’ na sonsuz şekilde uzaktır.
Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değildir.
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Miraça yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.

Bir insan nasıl göklere çıkabilir?
Soru: “Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay'a ve Venüs'e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip gelebilir?”

Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman'ın Arşına çıkaramaz mı?

Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?
Soru: "Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?"

Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi gerekir.

Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.

Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir.
Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü'1-Me'vâ'nın gövdesi olan Sidretü'l-Müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.

Peygamberimiz Miraça sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.

Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?
Soru: "Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?"

Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360 km/sn'dır.

Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?

Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.

Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.

İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak'a binerek şimşek gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.

Miraçın benzeri bir olay var mıdır?
Soru: "Peygamberimizin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?"

Miraçın çok örnekleri vardır:
Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir.
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir.
İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit Miraçla kâinata arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor.
Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar.
Cennette, Cennet ehli mü'minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.

Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü'minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem Efendimizin bir anda Miraça çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve şüphesizdir.

Miraçla gelen hediyeler

Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.

İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.

Mü'minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)

Miraç Gecesi Namazı
Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :

“Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim” duası okunur.

Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.

Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz
Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır.
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha’ dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.
Cuma, 25 Haziran 2010 18:05

KIRKKIZLAR EFSANESİ

Yazan
saravu1Çok eski zamanlarda Türk’lerin düşmanları ile yaptığı bir savaş sırasında, düşman askerleri bu köye gelerek erkeklerin hepsini öldürürler. Köyde bulunan çok güzel 40 tane kız bu katliamdan kaçmayı başarırlar. Ancak fazla uzaklaş
mazlar. Düşman askerlerinden kaçamayacaklarını anlayınca kırkkızlar diye bilinen yerdeki sarı avuluğun içerisine gelerek gizlenmeye çalışırlar. Bütün Türk erkeklerini öldürdükten sonra kızların kaçtığını farkeden düşman kumandanı, izlerini takip ederek gizlendikleri yeri bulur. Askerlerine kızların etrafını kuşatmaları için emir verir. Bu fırsatı ganimet bilerek kızlara, vücutlarını askerlere teslim etmelerini söyler. Kızlar, her bu durma karşı koysalar da başa çıkamayacaklarını anlayınca düşman askerlerine teslim olmamak için taşıdıkları süngülerle birbirlerini öldürürler. Onların bu olayı yaşadıkları yerde her yıl daire biçiminde ve kanlarının renginde avular çiçek açmaktadır. Onun için de buraya Kırkkızlar adı verilir...
Düzoba yaylasında olan bu yer gidip görülmeye değerdir.Her sene rütin giderim ve gerçektende çiçeklerin rengi ayırt edilir durumdadır.Herkese tavsiye ederim
Sayfa 1 / 2